/ 14 Ocak 2013, Pazartesi / Cildiye


Boğaz da ve bademciklerde bulunan mikropların, öksürükle aksırıkla birlikte bulaşıcı bir hal alarak vücuda yayılan enfeksiyon türü hastalıktır. Vücutta yaygın, kırmızı lekeler çıkmasıyla kendisi*ni gösteren mikroplu ve bulaşıcıdır.

Kızıl Hastalığı Nedenleri
Kızılı yapan mikrop uzun müddet meçhul kalmıştır. Nihayet kızıla tutulmuş hastaların boğaz ve bademciklerinde ufak, yuvarlak ve mikroskop altında zincir şeklinde görülen Streptokok dedikleri bir mikrobun mevcut olduğu ve hastalığı bu mikrobun yaptığı anlaşılmıştır.

Bu mikrop hastaların boğaz ve bademciklerinde yerleşip iltihaplar yapmakta ve oradan bir yılan gibi saldığı zehirleri bütün vücuda göndererek hastalığı hâsıl etmektedir. Kızıla herkes tutulmaz. Bazı kimselerde bu hastalığa karşı özel bir mukavemet mevcut olduğu, bazılarında ise, bunun tersine olarak, kızıla tutulmak istidadı bulunduğu görülmektedir.

Kızıl hastalığı belirtileri
Mikrop alındıktan 3 – 5 gün sonra hastalık titreme ve ürpermelerle başlar. Ateş az zamanda yüksek derece*ye çıkar. Hastalarda görülen ilk belirtilerden birisi bademciklerin şişip iltihaplanarak kıpkırmızı bir hal alması ile ortaya çıkan anjindir. Bulantı, kusma, baş ve bel ağrıları olur. Hastalar yatağa yatmağa mecbur olurlar. Hasta boğazının ağrısından şikâyet eder. Yutkunmada zorluk vardır. Dil paslı, dudaklar kurudur.

Ateşin yükselmesinden bir iki gün sonra, göğüsten ve boyundan başlamak üzere, vücudun derisi üstünde, bir takım kırmızılıklar baş gösterir. Bu kırmızılıklar, kızarmakta olduğu gibi, tek tük lekeler halinde olmayıp geniş ve yaygındırlar. Adeta deri üzerine kırmızı mürekkep sürülmüş gibidir. Zaman geçtikçe bu lekeler yüze, kollara, göğse, sırta, karma ve bacaklara da yayılırlar.

Yüzün her tarafını kırmızılık kaplar. Fakat hastanın dudaklarının Ve ağzının etrafında kırmızılık yoktur. Buraları soluk bir renktedir. Bu hal doktorlar tarafından kızıl için özel bir belirti olarak kabul edilmiştir. Lekeler, bazı defa, o kadar yaygın olur ki hasta âdeta al bir gömlek giymiş gibidir. Bu sırada hastanın dili kızarmış, üzerindeki ufak kabarcıklar daha ziyade barizleşmişlerdir. Doktorlar bu görünüşte*ki dile çilek dili derler ki kızıl hastalığı için özel bir başka belirti diye telâkki olunmuştur. Kızıl lekeleri 3 – 4 gün içinde son haddine vardıktan son*ra birinci hafta nihayetinde sönmeğe başlarlar. Hastanın ateşi 8 – 12 gün kadar sürdükten sonra düşer. Nekahat devresinde derinin evvelce kızarmış olan yerleri kavlayıp kabarır. Büyük parçalar halinde deri döküntüleri hâsıl olur. Bu döküntüler el ayasında ve ayak tabanında daha büyük parçalar halindedirler. Kızıl bazı insanlarda çok hafif şekilde geçmektedir.

Bazı kimselerde yalnız bademcik iltihabı hâsıl olup deride kırmızılıkların çıkmadığı da olur, lekesiz kızıl, bu takdirde kızıl teşhis etmek zordur. Yalnız bu gibi vakalarda sonradan kızıla mahsus ihtilâtların ortaya çıkması geçirilen anjinin kızıla ait olduğunu göstererek hakikatin anlaşılmasına yardım eder. Kızılda görülen ihtilâtlar oldukça ağırdır. Bazı hallerde boğazda, bademciklerde, boyundaki lenfa boğumlarında kangrenli bir iltihap başlar.

Bu iltihap gittikçe ilerleyerek mikropların kana karışmasına ve hastanın kan zehirlenmesine uğrayarak tehlikeli bir duruma düşmesine sebep olabilir. Hasta*lığın şiddetinden dolayı hastanın kalbinde ve damarlarında ağır bozukluklar ve arızalar olduğu da vardır. Bazı hastalarda Zaatüre şeklinde akciğer iltihapları görülebilir. Bir takımlarında hastalığın birinci haftası sonların*da eklemlerin şişmesi ile, ateş ve ağrılarla romatizmaya ben*zer arızalar baş gösterir. Buna kızıl romatizması derler. Bütün bunlardan başka sonradan gelmesi muhtemel olan bir hastalık daha vardır.

Bu da hastalığın 19 – 21 inci günleri arasında, bazı hastalarda, birden bire her iki böbreğin bir*den iltihaplanması halidir. Bu takdirde hastanın tansiyonu birdenbire yükselir. Bunun arkasından ateş çıkar, idrar miktarı azalır, içinde albümin bulunur. Aynı zamanda hastanın göz kapaklarında, yüzünde, ellerinde ve ayaklarında şişlikler hâsıl olur. Bu hal çabuk tedavi edilmezse hastanın hayatı tehlikeye girebilir.

Kızıl hastalığı tedavisi
Hastanın üç hafta kadar yatakta yatması lâzımdır. Odası havadar, bol ışıklı ve temiz olmalıdır.Hastaya ateşli zamanında sulu, hafif, sindirilmesi kolay gıdalar verilmelidir. Bazıları hastalığın sonunda görülmesi ihtimali olan böbrek iltihabını verilen kuvvetli gıdalara atfederek hastaya fazla kuvvetli gıda maddeleri vermekten korkarlar. Onu uzun müddet süt ve yoğurt ile beslemek isterler. Bu hal hastayı aç bırakmak ve hastalığa karşı dayanıksız hale ge*tirmek bakımından lüzumsuz ve zararlıdır. Hakikatte böyle bir korkunun yeri yoktur. Çünkü böbrek iltihabını, gıda maddeleri değil, mikrobun zehirleri yaparlar. Böbrek iltihabı zehirlere karşı hastanın vücudunda mevcut allerjiden ileri gelir.

Esasen böbrek iltihabı her hastada mutlaka görülmez. Kızıl zehirlerine hassas insanlarda olur. Nitekim derin perhiz yapan hastalarda da böbrek iltihabı hâsıl olmaktadır. Hastalık sırasında lüzum hâsıl olursa kalp ve damarları kuvvetlendirici ilâçlar verilir. Son yıllarda keşfedilen sulfamid, Penicillin dediğimiz antibiyotik ilâcın kızıl hastalığında çok şifalı tesirleri vardır. Bugün bunlar ve diğer bazı antibiyotikler sayesinde kızıl kolaylıkla tedavi edilmektedir. Bu sayede kızılın tedavisinde eskiden çok kullanılan kızıl serumu artık lüzum kalmamıştır.

Kızıl Hastalığından Korunma Yolları
Sağlamların hastalarla temas etmemesi başta gelen tedbirdir. Hastaya bakanlar kendilerini gayet temiz tutulmalıdırlar. Çünkü hiç hasta olmadan boğazlarında mikrop taşıyan ve etrafa bulaştıran sağlam insanlar da vardır. Hastanın bütün eşyası, yatak ve yemek takımları dikkat*le dezenfekte edilmelidir. Kızıllı çocuğun hasta iken yatağında oynadığı oyuncaklar*da bulaşmada vasıta olabilirler. Hastalıktan sonra bunları iyi temizlemeli, ucuz ve önemsiz olan oyuncaklar yakılmak sure*tiyle imha edilmelidir.

Kızıla tutulan çocukların ortalama olarak (40) gün müddetle okula gitmemesi lâzımdır. En doğrusu birer hafta aralıkla üç defa boğaz ifrazlarında mikrop aranıp bulunmadığı anlaşıldıktan sonra okula gitmesine müsaade olunmalıdır.Kızılın mikrop zehirlerinden yapılmış bir aşısı varsa da aşının hazırlanmasının ve geniş ölçüde tatbik edilmesinin zor olması, koruyucu kabiliyetinin şüpheli bulunması dolayısıyla bu aşı pratikte önemli bir yer tutmamıştır. Bazı doktorlar hastanın yakınında bulunan sağlam çocukları korumak için bunlara bir hafta müddetle az miktarda sülfamid verilmesinin uygun olacağını söylemişlerdir.

Bir önceki yazımız olan Kaşıntı başlıklı makalemizde kaşıntı nedir, kaşıntı sebepleri nelerdir ve kaşıntı tedavisi nasıldır hakkında bilgiler verilmektedir.



Bir cevap yazın

Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.