/ 03 Aralık 2013, Salı / İlaç Rehberi


Kan Şekerini Düşüren İlaçlar Nasıl Kullanılır? Kan Şekerini Düşüren İlaçların Yan Etkileri Nelerdir?

Bu ilaçlar pankreas hücrelerinden insülin salgılanmasını uyarır (sülfonilüreler) ya da özellikle karaciğerdeki şeker metabolizmasını değiştirir (biguanitler). Başlıca özellikleri ağız yoluyla alındıklarında etkin olabilmeleri ve şeker hastaları tarafından insüline göre daha kolay kabul edilebilir olmalarıdır.

Sülfonilüreler, bakterilere karşı etkisi olmayan sülfamit türevleridir. Bu ilaçlar özellikle ağız yoluyla kullanım kolaylığından dolayı Avrupa’da yaygın olarak kullanılmaktadır. Son yıllarda ikinci kuşak sülfonilüreler adı verilen daha güçlü bir dizi bileşim elde edilmiştir.

Etki Mekanizmaları
Başlıca etkileri pankreas hücrelerinden insülin salgılanmasını uyarmaktır. Bunun için etkinliği azalmış bile olsa pankreasın henüz insülin hormonu yapabiliyor olması gerekir. Örneğin, pankreasın insülin yapan hücrelerinin erimiş olduğu çocukluk tipi şeker hastalığında sülfonilürelerin etkisi yoktur. Sülfonilüreler, özellikle ikinci kuşak bileşimler, yalnızca pankreastan insülin salgılanmasını sağlamakla kalmaz, kan şekerinin uzun süre düşmesinden sonra yeni hücrelerin oluşumunu da kolaylaştırır. Sülfonilüreler sindirim sisteminden hızla emilir ve alındıktan 60 dakika sonra serumdaki yoğunlukları ölçülebilir hale gelir. Bunlar kana karıştıktan sonra, özellikle albümine bağlanır.

Çeşitli bileşikler arasında etki süresi bakımından önemli farklar vardır. Genel olarak daha uzun etkili maddeler karaciğerde ya hiç metabolize olmaz yada çok az metabolize olur ve idrarla dışarı atılır. Buna karşılık, hızlı etkili olanlar karaciğerde daha hızlı yıkılarak böbrek yoluyla dışarı atılır.

Kullanıldığı Yerler
Bu gruptaki tüm ilaçların kullanıldığı başlıca yerler şunlardır:

• İnsüline bağlı olmayan (tip-2), insülin tedavisi yapılmasını gerektirecek koşulların bulunmadığı ama diyetle kontrol altına alınamamış şeker hastalığı.

Bu ilaçların en başarılı olduğu olgular hastalığı geç yaşta ortaya çıkan, 10 yıldan daha az süren ve daha önce hiç ketoasidoz (kanda keton cisimciklerinin ve asitliğin artması) krizine yakalanmamış hastalardır.

• Yetersiz insülin üretimine bağlı şeker hastalığında (tip-1) çok ender olarak, etkinlik gösteremeyen hücrelerin işlevlerini uyararak ve insüline duyarlılık eşiğini yükselterek insülin gereksinimini azaltmak amacıyla da kullanılabilir.

Bu tedavi geçerli fizyopatolojik varsayımlara dayanılarak uygulanırsa da, yararı oldukça tartışmalıdır: Bazı araştırmacılara göre insülin ile ağızdan alınan şeker ilaçlarının hastalığın çocukluk tipinde birlikte kullanılması klinikte uygulanacak etkin bir tedavi yönteminden çok bir araştırma konusu olarak ele alınmalıdır.

Sakarine Veda
Mart 1977′de ABD’de gıda ve ilaçların yapım ve tüketimini denetleyen Gıda ve İlaç İdaresi sakarin kullanımını yasaklayarak, piyasadaki tüm ilaçların toplatılmasına karar verdi. Bunun hemen ardından Kanada Sağlık Bakanlığı da benzer bir karar aldı ve bu ilacın yalnızca reçete karşılığında kullanılmasına izin verildi. Bu kararlar, yıllar süren çalışmalar sonucunda uzun süreli ve yüksek dozda sakarin kullanan erkek sıçanlarda idrar kesesi tümörünün görüldüğünün anlaşılmasıyla alındı. Bu uygulama, kolalı içecek ve gazozlar, yiyecekler, diş macunları ve ilaçlarda yılda 2.300-2.500 ton sakarin kullanılan ABD’de, bu alandaki ticari ilişkilerde sarsıntıya yol açtı.

Uzun zamandır sakarin üstüne yoğunlaşan kuşkular, 1970′lerin sonuna değin sürdü. Katran ve petrol türevi olan sakarin 1897′de bulundu. Tatlandırıcı olarak kullanılan siklamatlar da 1969′da yasaklandı. Sakarinle ilgili tartışmalar henüz kesin bir sonuca ulaşmamıştır. Bir yandan, nesnel bir araştırmada sıçanlara uygulanan dozların insandakinden çok daha yüksek olduğu unutulmamalıdır. Ayrıca şeker hastalarında idrar kesesi kanseri sikliğinin yüksek olduğunu gösteren kesin veriler yoktur. Öte yandan, Kanada ve ABD’de yapılan deneyleri de hafife almamak gerekir; belirli bir madde kanser yapıyorsa bu etkiyi kullanım dozu ne olursa olsun korur.

Ayrıca, tam olarak doğrulanmasa da bu haberin arkasında ticari ve kâr amacı güden bir komplonun olduğu, sakarine zarar vererek öteki tatlandırıcıların satışını artırmak amacının güdüldüğü de düşünülebilir. Bütün bunlara karşın dikkatli davranmak gerekir. Hastalığın kronik olması nedeniyle en yüksek risk grubunda olan şeker hastalan, günlük yaşamlarında sakarin kullanımını azaltarak daha “tatsız” bir rejim uygulayabilir ya da sakarin yerine başka tatlandırıcılar (örneğin aspartam) kullanabilir.

Kesinlikle Kullanılmaması Gereken Durumlar
Bu sınıftaki tüm ilaçlar kan şekerinin düştüğü ve ilaca aşırı duyarlığın geliştiği durumlarda kesinlikle kullanılmamalıdır, insüline bağlı tip-1 şeker hastalığında ise ancak insülinle birlikte kullanılabilir. Ayrıca gebelik, cerrahi girişime hazırlık, cerrahi girişim ve cerrahi girişim sonrası, ağır enfeksiyonlar, her türlü stres durumu, karaciğer ve/ya da böbrek yetmezliği gibi özel koşullarda sülfonilüreler kullanılmamalıdır.

Uyarılar ve Önlemler

Klorpropamit genellikle yemeklerden önce alınır. İlaca önce küçük miktarlarla başlanmalı, yavaş yavaş artırılarak birkaç günlük tedaviden sonra tam doza geçilmelidir. Yaşlı hastalarda aşın duyarlılık oldukça sık olduğundan tedaviye özellikle küçük dozlarla (normalde kullanılan dozun yüzde 50’si) başlanmalıdır.

İnsülin tedavisinden sülfonilüre tedavisine geçerken uyulması gereken kurallar insülin gereksinimine göre değişir.

• İnsülin gereksinimi günde 20 ünitenin altındaysa sülfonilüre tedavisine tam dozla başlanır ve aynı zamanda insülin kesilir.

• İnsülin gereksinimi günde 20-40 ünite arasındaysa, sülfonilüre tedavisine tam dozla başlanır ve insülin dozu aşamalı olarak azaltılır; sonunda tümüyle kesilir.

• İnsülin gereksiniminin günde 40 ünitenin üzerinde olduğu durumlarda da sülfonilüre tedavisine tam dozla başlanır. İnsülin dozu yüzde 25 azaltılarak izleyen günlerde aşamalı olarak tümüyle kesilir.

Yan Etkiler
Bu tip tedavinin en önemli sakıncası, özellikle uzun etkili ilaçlarda görülen hipoglisemi krizlerinin ortaya çıkmasıdır. Oldukça ağırlaşabilen bu krizler bazen günlerce sürer. Deride aşırı duyarlık reaksiyonlarına da sık rastlanır.

Şeker Hastalarının Psikolojik Sorunları
Başka bir hastalıkları yoksa hastaların çoğunda şeker hastalığı günlük etkinlikleri engellemez ve tedavi için uzun süre hastanede yatmayı gerektirmez. Hastanın çalışma yaşamını normal biçimde sürdürmesi olanaklıdır. Şeker hastası, düzenli bir yaşam sürerse, diyetine ve ilaç tedavisine sıkı sıkıya uyarsa, sağlıklı ve tümüyle normal kabul edilebilir. Gerçekte, şeker hastaları fiziksel olarak hasta gibi yaşar; bu durum bir psikolojik sınırlama oluşturur. Ayrıca hastalığın gerektirdiği besin kısıtlamalarından ötürü bazen dışlanmış olduklarını düşünebilirler. Şeker hastasının ailesinde mutfağa büyük önem verilmesi ve zaman ayrılması, iş yemeklerine katılmak zorunda olması, yemek konusunda çok titiz davranması gereken hastayı her şeyi yiyebilen insanlarla çarpıcı bir biçimde karşı karşıya getirir.

Şeker hastalığı ağır bir rahatsızlık olarak görülmemelidir. Hastaya sakin bir ortam yaratılmalı, her şeye izin verilmese de, sürekli kısıtlamanın varlığı da duyurulmamalıdır. Şeker hastasının kendine özgü bir beslenme düzeni vardır. Ne var ki, bu nedenle mutfakta bir darbe yapılması ya da bunun bir hoşnutsuzluk kaynağı olması gerekmez. Kısacası, oldukça iyi bilinen bir tanımlamayla sözlerimize son verebiliriz: Şeker hastalığının tüketiciliğin körüklendiği refah toplumlarına benzetilerek, “kendini iyi hissetme hastalığı” olduğu söylenebilirse de kendini kötü hissetme hastalığına da dönüşebileceği unutulmamalıdır.

Sülfonilürelerle Tedavide Öneriler
• Sülfonilürelerle tedavi olsa bile, hastaya diyetle ilgili önlemleri aksatmamasının önemi açıklanmalıdır. İlaç tedavisi asla diyetin yerini tutmaz.

• İlaç tedavisi gören bütün hastalarda olduğu gibi sülfonilüre tedavisi gören hastalar da hipogliseminin başlıca belirtilerini tanımalı ve gerekli önlemleri almalıdır. Bu nedenle yanlarında birkaç kesme şeker bulundurmaları oldukça yararlıdır.

• Evde ya da işyerinde her zaman el altında birkaç glükagon flakonu bulundurmaları önerilir. Kişinin bilinç yitimine yol açan ya da ağızdan besin almasını engelleyecek ağrı hipoglisemi krizine girmesi durumunda çevresindekiler hastaya bu ilacı şırınga ederek onun yaşamını kurtarabilirler.

• Bu hastalar da insülin tedavisi gören hastalar gibi, kendi kendilerine kandaki şeker düzeyini kontrol etmeye alışmalıdır.

Bir önceki yazımız olan Ağrı Kesici İlaçlar Nasıl Kullanılır başlıklı makalemizde ağrı kesici ilaçlar, ağrı kesici ilaçlar hakkında bilgiler ve ağrı kesici ilaçlar hakkında tavsiyeler hakkında bilgiler verilmektedir.



Bir Cevap Yazın

Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.