/ 03 Aralık 2013, Salı / İlaç Rehberi


Aşılar nasıl uygulanır? Kaç çeşit aşı vardır? Aşıların etki mekanizması nasıldır? Aşıların yan etkileri nelerdir?

1796′da İngiliz hekim Edward Jenner, “inek çiçeği geçiren kişilerin, insana özgü çiçek hastalığına yakalanmadığı ” biçimindeki yerleşik inançtan yola çıkarak bir deneye girişti Küçük bir çocuğa önce inek çiçeği yarasından sızan irinli sıvıyı, ardından da insandaki çiçek yarasından aldığı sıvıyı aşıladı. Bu deney hastalıklara karşı yaygın ve bilimsel aşı uygulamasının ilk adımını oluşturdu.

Aşılamanın temelindeki ilke, bakteri ve virüs gibi enfeksiyon etkenlerini ya da çeşitli zehirli maddeleri belirli işlemlerden geçirdikten sonra kişiye vererek vücudun bu maddelere karşı antikor üretmesini, yani bağışıklık kazanmasını sağlamaktır.

Böylece vücudun, hazırlıklı olduğu hastalık etkenlerinden biriyle karşılaştığında, önceden oluşmuş antikorlar sayesinde bu maddelerle savaşması kolaylaşır.

Geçmişte yaygın olan ve yüksek oranda çocuk ölümlerine yol açan difteri ve çocuk felci gibi enfeksiyon hastalıkları, zorunlu aşı uygulamalarından sonra çok az görülmeye başlamıştır. Aşı uygulamaları çocuk sağlığını koruma açısından yaşamsal önem taşır.

Aşı kampanyaları gelişmiş ve gelişmekte olan bütün ülkelerde yaygın biçimde uygulanmaktadır. Böylece önemli bir toplumsal sorun olan ve yaygın biçimde görülen çocuk enfeksiyon hastalıkları birçok ülkede denetim altına alınmış ya da ortadan kaldırılmıştır.

Aşılamanın çocuk sağlığı açısından olumlu sonuçları, aşıların giderek daha yaygın ve düzenli uygulanmasını, hatta çocuk yaşamının zorunlu bir parçası haline gelmesini sağlamıştır. Aşılamanın en etkili sonuçlarından biri çiçek hastalığının dünyadan silinmesidir. Son çiçek hastalığı olgusu 26 Ekim 1977′de Somali’de görülmüştür. Türkiye’nin de aralarında bulunduğu birçok ülkede difteri ve çocuk felci gibi enfeksiyon hastalıklarına aşılama programları sayesinde hemen hiç rastlanmamaktadır. 1980′de Türkiye’de de gereksiz görülen çiçek aşısı uygulamasına son verilmiştir.

Kuşpalazı adıyla da tanınan difteri ağır durumlarda kalp yetmezliği ve felce kadar varan, ölümle de sonuçlanabilen bakteri kökenli bir enfeksiyon hastalığıdır. Çocuk felcinin ise sonradan izleri silinen geçici bir güçsüzlükten, kullanılmayan kasların giderek erimesiyle süren kalıcı bir felce kadar değişen etkileri olabilir. Bu tehlikeli çocuk hastalıkları salgınlar biçiminde ortaya çıkarak 20. yüzyıl ortalarına değin ağır toplumsal yaralar açmıştı. Günümüzde ise çiçek, çocuk felci, difteri, boğmaca, kızamık ve kızıl gibi enfeksiyon hastalıklarıyla mücadelede sağlanan büyük başarı, aşılamanın yaygınlaştırılıp hastalıklara bağışıklık kazanmış bir nüfusun ortaya çıkmasıyla elde edilmiştir. Hastalık etkeni mikroorganizma, bağışıklık kazanmış insanların vücuduna girse bile üreyememekte ve yıkıma uğrayarak başka insanlara bulaşma fırsatı bulamamaktadır.

Aşılar ya hastalık etkeni olan mikroorganizmalardan (bakteri, virüs vb.) ya da bunların ürettiği zehirlerden yapılır. Vücuda verilmeden önce çeşitli işlemlerden geçirilen aşının hastalık yapıcı etkisi ortadan kaldırılır. Ama bu işlemler aşının antijen özelliğini ve vücutta antikor oluşturma etkisini engellemez. Başlıca aşı tipleri aşağıda sıralanmıştır:

• Canlı aşılar – Enfeksiyon etkeni mikroorganizma ısıtma, kimyasal işlem gibi çeşitli yöntemlerle zararsız hale getirilerek vücuda verilir. Bazen de enfeksiyon etkenine benzeyen daha zararsız bir mikroorganizma kullanılır. Örneğin, çiçek aşısında inek çiçek hastalığının etkeni, verem aşısında da hastalık yapma gücü zayıflatılmış Bacillus Calmette-Guerin ya da kısaca BCG denen verem basili kullanılır.

• Ölü mikropların kullanıldığı aşılar – Örneğin boğmaca ve kolera hastalıklarında bu tip aşılar kullanılır.

• Mikropların ürettiği zehirleri (anatoksin) içeren aşılar – Bu tip aşılarda formol gibi kimyasal maddeler ya da ısı kullanılarak zehrin hastalık yapıcı etkisi yok edilir, ama antikor yapımını uyaran etkisi korunur (tetanos aşısı, difteri aşısı vb.).

Canlı aşılarla vücuda giren mikroorganizmalar çoğalmaya başlar, ama bunlar etkisizleştirilmiş olduğundan üremeleri hastalıkla sonuçlanmaz ya da ancak çok hafif belirtiler gelişir. Sonuçta gerçek mikropların oluşturduğuna benzer bir bağışıklık ortaya çıkar. Aşılamadan en erken 2-3 hafta sonra gelişen bu bağışıklık yıllarca sürer.

Ölü aşılar ve anatoksinler hastalık belirtilerine yol açmaz, ama vücutta bunlara karşı antikor üretilir. Gene de tam bir bağışıklık oluşması için aşı dozu birkaç kez yinelenmelidir. Bunların yarattığı bağışıklık canlı aşılarınki kadar uzun süreli değildir. Yeni doğan bebeklerde ve süt çocuklarında bağışıklık sistemi henüz tam olarak olgunlaşmadığından, aşılara yanıt görece zayıftır. İlk aşı (karma aşı) yaşamın ikinci ayından sonra yapılır. Aşıya en iyi yanıt çocukluk ve ergenlik döneminde alınır. Daha sonra bu etki azalır.

Yan Etkiler
Yan etkiler aşının özelliklerine göre değişir. Canlı aşı yapıldıktan sonra gelişen yan etkiler, gerçek hastalığın hafif bir biçimi gibidir. Örneğin kızamık aşısından sonra hafif ateş ve döküntü ortaya çıkabilir.

Etkisizleştirilmiş maddeler içeren (örneğin, ölü bakteri ya da virüsler, anatoksinler) aşılar ise kızarıklık, aşının uygulandığı yerde şişlik ve ağrı gibi yerel, ateş ve kırıklık gibi genel tepkilere yol açabilir.

Aşı komplikasyonları ağır ve hafif olarak ikiye ayrılabilir. Hafif komplikasyonlar aşıdaki çeşitli öğelere karşı gelişen alerji tepkimelerinin deride yol açtığı belirtiler ile aşının uygulandığı bölgedeki lenf bezlerinde şişlikten oluşur.

Ağır komplikasyonlar ise daha az görülür ve anafilaktik şok (ikinci kez karşılaşılan bir antijene karşı şiddetli alerji tepkisi), çırpınma nöbetleri (özellikle çocuklarda boğmaca, kızamık, çiçek gibi aşılardan sonra) ya da çok ender olarak beyin iltihabı gibi durumlara neden olur.

Aktif ve Pasif Bağışıklama
Vücudun, belirli bir enfeksiyon etkenine karşı gösterdiği özgül dirence bağışıklık denir. Bağışıklık antikorlar, yani bakteri, virüs ya da çeşitli zehirleri etkisizleştiren maddeler aracılığıyla oluşur. Belli bir etkene özgü ve onunla savaşmaya hazır olan antikorlar ya doğrudan enfeksiyon sırasında, ya da mikrobun etkisizleştirilmiş biçiminin aşı olarak verilmesiyle üretilir. Her iki durumda da aktif bağışıklama söz konusudur. Enfeksiyon etkeniyle daha kolay başa çıkılması için başka bir vücutta üretilmiş antikorların hastaya verilmesi ise pasif bağışıklama olarak bilinir.

Aşılama Yapılamayan Durumlar
Özellikle canlı aşı uygulamasının sakıncalı olduğu durumlar arasında ateş, ishal, genel bitkinlik, enfeksiyon hastalıkları, kalp hastalıkları, gebelik ve bebeğin erken doğmuş olması sayılabilir.

Kortizon tedavisi görenlere aşı uygulanmaz. Çünkü kortizon bağışıklık sistemini etkisizleştirerek aşının içindeki maddeye karşı vücudun antikor oluşturmasını önler.

Kötü huylu tümörü olan hastalara canlı aşı uygulaması yapılmaz. Kanserin etkisiyle baskılanan bağışıklık sistemi nedeniyle ölü aşı ya da anatoksin aşısı da yeterli antikor üretemediğinden yararlı olmaz.

Merkez sinir sistemi hastalığı bulunanlara boğmaca aşısı kesinlikle uygulanmaz. Bu hastalara zayıflatılmış canlı aşılar uygulanırken de çok dikkatli olunmalıdır. Sindirim sistemi hastalığı bulunanlara çocuk felci aşısı uygulanmamalıdır. Alerjik özellikleri olan kişilerde ise yumurta proteini içeren aşıların kullanılması sakıncalıdır. Antihistaminik türü ilaçların koruyuculuğu altında öbür aşılar dikkatli bir biçimde uygulanabilir. Böbrek ya da karaciğer hastalığı bulunanlara BCG aşısı uygulanmamalı, difteri ve tifo aşısı uygularken de çok dikkatli olunmalıdır.

Türkiye’de Aşı Uygulamaları
Türkiye’de yeni doğan bebeklere BCG aşısı, daha sonraki dönemlerde de belirli aralıklarla difteri, boğmaca, tetanos, çocuk felci aşıları uygulanmaktadır. Ayrıca kızamık, kızamıkçık, kabakulak aşısı yapılır

Bir önceki yazımız olan Zayıflatıcı İlaçlar Hakkında Bilgiler başlıklı makalemizde iştah kesici ilaçlar, iştah kesici ilaçlar nasıl kullanılır ve zayıflatıcı ilaçlar hakkında bilgiler verilmektedir.



Bir Cevap Yazın

Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.